Karşılaştırmalı Mısır ve İskandinav Mitolojisi

Mısır Mitolojisinde Yaratılış

Mısır tarihi genel olarak 8 farklı dönemde incelenmekle birlikte dini inanışları da, bölge Aşağı Mısır ve Yukarı Mısır olarak ikiye ayrıldıktan sonra, Heliopolis, Mempfis, Hermopolis ve Teb bölgelerinde farklı mitler ve birbirine benzeyen fakat isimleri farklı tanrılara tapınım gösterilmektedir. Bunların haricinde bir de Aton Kültü mevcuttur. Günümüzde bilinen en yaygın Mısır mitleri Heliopolis ve Memfis bölgesinde ortaya çıkmıştır.

Diğer pek çok mitolojide olduğu gibi Antik Mısır mitolojisinde de her şeyin başlangıcı sonsuz karanlıktır (Kaos). Mısırlılar bu sonsuz karanlığın ismine “Nun” demişlerdir ve Nun, Her şeyin tohumlarını içinde barındıran karanlık bir sudur. İlk tanrı olarak kabul edilen Ra (Ra-Atum-Kephri adlarıyla da anılır), Nun’un karanlık sularından yükseldi. Bir zaman sonra kendisini yalnız hissettiği ve baş düşmanı dev yılan Apophis ile savaşmasına yardım etmesi amacıyla Ra, tükürerek (bazı mitlere göre ise mastürbasyon yaparak) Şu ve Tefnut’u yarattı. Daha sonra diğer tüm tanrılara da “Ka” adı verilen bir çeşit ruh verdi. Nun’un Karanlık sularında dolaşırken kaybolan Şu ve Tefnut’u bulduğunda mutluluktan ağlayan Ra, gözyaşlarından ilk insanları yarattı. Şu nefesi, havayı, Tefnut ise havadaki nemliliği ve sıcaklığı temsil eder. Şu ve Tefnut daha sonra Geb ve Nut’u yaratır/doğurur. Çocuklarının birbirine aşık olduğunu öğrenen ve bu duruma kızan Şu, çocuklarını ayırır. Eril bir tanrı olan Geb yeryüzünü temsil ederken dişil bir tanrı olan Nut ise gökyüzünü, yıldızları ve güneşi içinde barındıran bir varlık olarak anlatılır. Geb ve Nut’un birleşmesinden Osiris (ilk tanrı-kral), İsis (Osiris’in eşi, bereketin, sağlığın tanrıçası ve ölüm ile insanoğlunu birleştiren bir bağ), Seth(evrendeki kötülüğün tanrısı), Neftis (Seth’in karısı, Anubis’in annesi) ve Horus doğarlar ve böylece “Enneadlar” denilen Evrenin yaratıcıları ve biçimleştiricileri olan 9 tanrı yaratılmış olur.

Başlangıçta Horus, Haroeris (Büyük Horus) adıyla Geb ve Nut’un çocuğu olarak doğmuştur. Daha sonraları Seth ve Osiris arasında geçen bir savaşta Seth, Osiris’i öldürmüş ve cesedini parçalara ayırmış, Mısır tahtına oturarak kral olmuştur. İsis, bu parçaların çoğunu kurtararak birleştirmiştir. Anubis bu birleşen parçaları mumyalamıştır ve Osiris ölüler diyarının tanrısı olmuştur. (Bu noktadan sonra karısı İsis, bereket ve sağlığın yanında ölümle birlikte de anılmaya başlanmıştır.) Haroeris, Seth kral olduktan sonra onunla savaşmış, bu savaşta Horus gözünü, Seth ise testislerini kaybetmiştir. (Bilim ve şifa tanrısı Toth tarafından birleştirilen Horus’un gözü günümüzde de önemli sembollerden biridir.) Fakat daha sonra Seth, Horus’u öldürmüştür. Piramitlerde yer alan hiyerogliflere göre Horus, Osiris ya da Osiris içindeki Horus olmuştur. Daha sonra Horus, İsis ve Osiris’in çocuğu olarak yeniden doğmuş ve bu sefer babası Osiris’i öldüren Seth’ten intikam almak için Mısır tahtında hak iddia ederek onunla savaşmış ve Osiris’in tahtını Seth’ten geri almıştır. Seth çöle sürülmüş ve fırtınaların tanrısı olmuştur. Horus “Büyük Tanrı” veya “Göğün Efendisi” olarak anılmaya başlanmıştır. Mısır uygarlığının ilk zamanlarından beri Horus oldukça önemli bir tanrı olarak görülmüştür. Öyle ki firavunların Horus’un beden bulmuş hali olduğuna inanılır. Bu nedenle Mısır’da firavunlar tanrı-kral olarak anılıp tapınım görmüştür.

İskandinav Mitolojisinde Yaratılış

İskandinav mitolojisinde her şeyden önce biçimsiz, ateşten ve sisten oluşan bir alemin varlığından bahsedilir. Kuzeyde karanlık alem Nilfheim vardır. Neil Gaiman, İskandinav Mitolojisi adlı kitabında bu alemi “soğuktan da soğuk” olarak betimler. Nilfheim, buz ve sisle kaplı bir diyardır. Güneyde ise Muspellheim adı verilen ateşten bir alem vardır. Bu alemdeki her şey korlaşmış ve yanmış haldedir. Nilfheim’ın karanlığının yanında Muspellheim ışıktır. Nilfheim’ın buzları yerine Muspellheim’da lavlar vardır. Bu diyarın sonunda Surtr vardır. Sadece Ragnarok’ta yerinden ayrılacak, tüm dünyayı ateşe verip tanrıları öldürecek olan varlıktır.

Muspellheim ve Nilfheim’in arası bir hiçlik bölgesi, boşluktur. Buraya “Ginnungagap” denir. Nilfheim’in buzlu nehirleri ile Muspellheim’ın lavları bu hiçliğe doğru akmış ve burada birleşerek ılımıştır. Sonunda buzlar erimiş ve suya dönüşmüştür. Bu sulardan tüm alemlerden daha büyük bir insan sureti belirir. Bu, cinsiyeti olmayan ama her iki cinsiyeti de barındıran Ymir adında bir devdir ve aynı zamanda tüm devlerin de atasıdır. Eriyen sulardan başka bir varlık daha oluşmuştur. Audhumla adında dev bir inektir bu varlık. Ymir, Audhumla’nın sütünü içerek beslenir ve büyür. Daha sonra Audhumla buz kalıplarını yalayarak içinden bir insan çıkarır. Bu insanın adı Buri’dir ve tanrıların atasıdır. Ymir de uyurken kolundan ve bacağından başka devleri doğurdu. Buri bu devlerden birini kendisine eş seçti ve Bor adında bir oğulları oldu. Bor ise başka bir dev kızı olan Bestla ile evlendi ve Odin, Vili ve Ve adında 3 oğulları oldu. 3 kardeş büyüdüler ve Nilfheim ile Muspellheim’ın yaşanılmayacak diyarlar olduğunu gördüler. Her şeyin yaratılma vaktinin geldiğinden, hayattan bahsettiler. Alemler yaratılacaktı ve bunun için uygun yer Ginnungagap idi. Odin, Vili ve Ve, yeni alem yaratmak için Ymir’i öldürdü. Yeni bir alem yaratmanın şartı buydu. Akan kanlarda dev Bergelmir ve eşi dışında bütün devler boğularak öldü. Diğer devler onların soyundan gelmektedir. Sonra Odin ve kardeşleri Ymir’in etinden toprağı, kemiklerinden dağları yarattılar. Kanından ve terinden nehirleri ve denizleri yarattılar. Ymir’in kafatası gökkubbeyi oluşturdu. Bulutlar ise Ymir’in beyni idi. Devlerden uzak tutmak için Odin, Vili ve Ve, Ymir’in kirpiklerinden dünyanın ortasının etrafına surlar ördüler ve bu yere Midgard adı verildi. Bu diyar bomboştu. Odin ve kardeşleri bu diyarda gezip insan aradılar ama bulamadılar. Nihayetinde deniz kenarında iki kütük buldular. Biri esnek ve gösterişli, kökleri derinlere kadar uzanan sağlam dişbudak ağacındandı. İkinci kütük ise zarif ama sağlam karaağaçtandı. Odin onlara hayat üfledi. Vili irade, akıl ve fikir verdi. Ve ise kütükleri oydu ve insan sureti verdi. Biri kadın oldu biri erkek. Sonra onlara kıyafet verdi tanrılar ve isimleri yapıldıkları şeyin adı oldu: Erkeğin adı Ask, kadının adı Embla. Ask ve Embla ilk insanlardı. Midgard’da kaldılar ve burada yaşayıp çoğaldılar. Odin’e “Herkesin Babası” denmesinin sebebi de aslında budur. Kütüklere hayat üfleyerek ilk insanları yarattı.

İskandinav mitolojisinde 9 alem vardır ve  Yggdrasil adındaki “Dünya Ağacı” denilen kocaman bir dişbudak ağacının dallarında ve köklerinde yer alırlar. Bu ağaç diyarları tutar ve korur. Ağacın en ortasında Midgard bulunur. Bu diyarda insanlar yaşar. Midgard’ın üstünde Asgard vardır. Asgard’da iki tanrı kabilesinden biri olan Aesir yaşar ve savaşta ölenlerin, kahramanca ölenlerin, doğum yaparken ölen kadınların ruhlarının Valkyrie’ler tarafından getirildiği Valhalla da Asgard’dadır. Vanaheim’de ise diğer tanrı kabilesi olan Vanir yaşar. Vanir, Aesir’e kıyasla daha çok doğa ve bereketle ilgilenen tanrılardır. Midgard’ın altında Helheim vardır. Hel yani ölümün tanrıçası tarafından yönetilen bu diyar yeraltı dünyası, ölülerin gittiği yerdir. Alfheim, elflerin diyarıdır. Svartalfheim ya da orijinal adıyla Nidavellir, cücelerin ve karanlık elflerin yaşadığı diyardır. Jotunheim ya da diğer adıyla Utgard, Midgard’ı çevreleyen Ymir’in kirpiklerinden yapılan surların dışında, devlerin yaşadığı diyardır. Muspellheim, ateş devlerinin yaşadığı diyardır. Nilfheim buzun ve sisin, en başta her şeyi kaplayan karanlığın diyarıdır.

Pek çok mitte olduğu gibi, Mısır ve İskandinav mitolojisinde de her şeyin başlangıcı hiçlik, karanlık, başka hiçbir varlığın bulunmadığı bir boşluk ya da maddedir. Birbirinden çok farklı iki zıt coğrafyanın mitleri olan Mısır ve İskandinav mitolojisinin birbirine benzeyen özelliklerinden biri de budur. Her iki mitte de birden fazla tanrı bulunmakta ve bu tanrılardan bir kısmı savaş içindedir. Her iki mitte de yaratılışın sudan geldiği söylenebilir. Mısır mitinde Ra, Nun adı verilen karanlık sudan çıkmış; İskandinav mitinde ilk varlıklar Ymir ve Audhumla da Muspellheim ve Nilfheim ın birleştiği yerdeki eriyen buz sularından ortaya çıkmıştır.. Mısır mitinde Ra, vücut sıvısı ile diğer tanrıları yaratırken İskandinav mitinde ilk tanrı Buri de Audhumla’nın yaladığı buzun içinden yani sıvıdan oluşmuştur.

İnsanın yaratılışına geldiğimizde önemli bir fark vardır. Mısır mitinde insanlar Ra’nın gözyaşlarından yaratılmıştır. İskandinav mitolojisinde ise ilk insanlar Ask ve Embla, kütükten yani ağaçtan yaratılmıştır. Bu noktada yaşanılan coğrafyanın hayat kavramına nasıl bir anlam yüklediğinin farklılığı bellidir. Mısır geniş çöllerle kaplı kurak bir bölgede kurulmuştur. Bölgenin en büyük su kaynağı Nil nehridir. Yani bu bölgede yaşayan insanların can damarının Nil nehri olduğu söylenebilir. Nil nehri sayesinde tarlalar sulanır, hayvanlar ve insanlar su içer, yıkanılır ve ulaşım sağlanırdı. Tabii ki o dönemde o bölgede yaşayanlar için Nil nehri yadsınamaz bir öneme sahipti. Nil, dönem dönem kabarıp taşar, sellere sebep olurken kimi zaman durulup sakince akardı. İnsanların hayatında bu kadar öneme sahip bir unsur olan Nil’in bu olaylarını ise insanlar tanrısal unsurlarla açıklamaya çalışmışlardı. Ve yine bu kadar önemli bir şey olan Nil nehri yani su, tabiki bölge insanları için her şeyin hatta tanrıların bile var olma sebebi, varlık kaynağı olarak görülmüştür. Mısır mitinde ilk yaratılan tanrılar yer ve gökten bile önce hava, sıcaklık ve nemi simgeler. Bu kadar sıcak bir coğrafyada yaşayan insanların bu sıcaklık durumunun ebedi olduğunu düşünmesi de oldukça normaldir. İskandinav mitinde tek bir dünyada dokuz farklı diyar vardır ve bu diyarları bir arada tutup koruyan dev bir ağaç vardır. Belkide baktıkları her yerde irili ufaklı ağaçlar gören halk, bunun sebebi olarak diyarları dallarıyla bir arada tutan Yggdrasil’i gördü ve bunu bu şekilde açıkladı. Bataklık ve su kaynaklarının bol olduğu bir bölgede yaşayan İskandinav, Cermen ve Kelt halkları, ağaçlardan kayık, ev ve daha pek çok mal ve eşya yaptı. Bundan dolayı bu halklar için ağaçlar önemlidir. Mısır mitinde su neyse İskandinav mitinde de ağacın o olduğunu görebiliriz. Bunun sebebi coğrafi çevredir. Mısır’daki insanlar her yerde kumu ve çölü görürken, İskandinavya’daki insanlar buzulları, tundraları, daha güneyde ,Cermenler ormanları ve ağaçları görmektedir. İskandinav mitinde doğa ve bereketle ilgilenen ikinci bir tanrı ırkı vardır. Çöllerle çevrili Nil deltasında yaşayan Antik Mısır halkının bu tip tanrılara, spesifik olarak bu özelliklere sahip tanrılara, tapınmaları beklenemez. Çünkü bölgenin bereketi topraktan değil sudan gelmektedir. İskandinav mitinde Yggdrasill’in üzerinde bazı hayvanlar da yaşar. Bu hayvanlar sincap, geyik ve kartaldır. öte yandan Mısır mitolojisinde de her tanrının bedeni ya da sadece başı bir hayvana benzetilmektedir. Her iki mitte kullanılan hayvanlar da o bölgeye özgü hayvanlardır. Örneğin Hathor’un boğa/inek başlı olması, kediye benzeyen ama insan formunda olan tanrıça Bastet, aslan başlı savaş tanrıçası Sekhmet, çakal başlı mumyalama ve ölüm tanrısı Anubis… O dönemde her millet gibi İskandinavlar ve Mısırlılar da çeşitli astronomik olayları tanrısal yollarla açıklamışlardır. Güneşin her sabah doğup batmasını Mısırlılar Ra’nın her gün dev yılan Apophis ile savaşmasına yormuşlardır. İskandinavlar ay ve güneş tutulmasını, Hati ve Sköll adında iki kurdun güneşi ve ayı tutup yemesi olarak açıklamışlardır.  Mısır mitolojisinde cinsellik ön plandayken iskandinav mitinde savaşlar ve zorlu mücadeleler daha ön plandadır. Mısır mitinde entrikalar varken İskandinav mitinde ufak aldatmacalar vardır. Ölüm ve ölüm sonrası yaşam açısından her iki mitte de farklı olasılıklar vardır. İskandinav mitinde öldükten sonra gidebileceğiniz 2 yer vardır: Valhalla ve Helheim. Valhalla’ya gidebilmeniz için savaşarak ya da kahramanlık yaparak ölmüş ya da insan kurban etme törenlerinde kurban edilmiş olmanız gerekir. Kahramanca ölmeyenler Valhalla’ya gidemez. Valhalla’ya giden ölüler, Ragnarok olduğu zaman Odin’in yanında savaşacaklardır. Valhalla’ya gidemeyen tüm ölüler ise Helheim’a gider. Helheim’da cennet-cehennem ayrımı yoktur. Yaşarken neler yaptığınızın, iyi ya da kötü olmanızın bir önemi yoktur. Ya kahramansınızdır ya da sıradan insan. Mısır mitinde ölümün mutlak olmadığına, sürekli olarak ölüp yeniden doğulduğuna  inanılırdı ve bu yüzden ölüler mumyalanarak özel eşyaları ve yiyecekler ile gömülürdü. Ölen kişinin kalbi, Anubis tarafından, bir kefeye kalp ve bir kefeye adalet tanrıçası Ma’at’ın tüyü konarak tartılırdı. Eğer kalp tüyden ağır gelirse ölünün ruhu yer altı dünyasına ider ve burada sonsuz azap çekerdi. Eğer kalp tüyden hafif gelirse ölünün ruhu Osiris ile beraber ve cennette yaşardı. Ölüm gibi muallak bir kavramın her iki millettede korkusuzca karşılandığı görülür. İnsanlarbu belirsizliğe olumlu bir anlam yükleyerek kendilerini cesaretlendirmişlerdir. Kuzey halkları bu nedenle savaşmayı, savaşarak ölmeyi ve böylece Odin’in ziyafetlerle dolu sarayı Valhalla’ya gitmeyi arzulamışlardır ve çatışmalardan kaçmamışlardır. Mısır halkı ise ölüm her şeyin sonu değildir. Ölümü modern insanın yüklediği anlamdan farklı bir bakış açısıyla değerlendirmişlerdir. Mısırlılar için ölüm başka bir hayatın başlangıcıdır.

Yaşanılan bölgenin iklim şartları, bölgede yaşayan insanların karakter ve yaşayış biçimlerini de farklı etkilemiştir. Kuzeyin soğuğu ile mücadele eden İskandinavlar, daha savaşçı, mücadeleci, sert, korkusuz, dayanıklı ve materyalisttir. Bu insanların derin düşüncelere dalmalarına vakit yoktur. Her an ormanın derinliklerinden vahşi bir hayvan gelebilir, ateşleri sönerse donarak ölebilirler, çığ veya kar fırtınası olabilir. Güneş ışıklarından çok fazla faydalanılamadığı bu coğrafyada hava geç aydınlanır erken kararır, bu yüzden insanlar işlerini bir an önce halletmek durumunda kalırdı. Buzlu topraklarda çok fazla meyve ve sebze yetişmediği için genellikle avlanırlardı. Kaynakları bittiği durumlarda dahaverimli toprakları keşfetmeye çıkar ve bu bölgeleri yağmalarlardı. Bu yüzden bu topluluklara barbar denilmekteydi. Bu seferler sayesinde diğer toplumlarla da ister istemez etkileşime girerler ve kültürlerinden etkilenirlerdi. Daha sıcak coğrafyada yaşayan mısır halkı ise sıcağın verdiği rehavete sahipti. Zevklerine düşkündüler. Günleri uzundu bu yüzden acele etmelerine gerek yoktu. Hayatta kalmak için fazladan çaba sarf etmelerine gerek yoktu. Bu yüzden bol vakitlerini bilim, sanat ve felsefeye ayırdılar. Yaşanılan coğrafi bölgenin koşulları nedeniyle başka milletler Mısır’a, Mısırlılar da diğer topraklara açılamıyordu. Bu nedenle Mısır kapalı bir toplumdu ve özgün kültürlerini binlerce korumayı başarabildiler. Mısırlılar için tek sorun ilkbaharda taşan Nil ve dönem dönem çölden gelen kum fırtınaları idi. Bölgede barınak yapmaya uygun sağlamlıkta ağaçlar yoktu bu nedenle evlerini kerpiç veya taşlardan yaparak kendilerini sıcaktan korudular. Tüm enerjilerini hayatta kalmaya adayan Kuzeyliler’in aksine Mısırlılar yaptıkları çanak çömleklere, binalara, piramitlere hiyeroglif dediğimiz resimli yazıları işlediler. Yaptıkları çalışmaları papirüslere yazdılar. Ölümden sonra kişilerin ruhlarına yol göstermesi için gerekli bilgilerin olduğu ünlü Ölüler Kitabı’nı yazdılar. Böylece Mısır’dan günümüze çok fazla mit kalmıştır. Bunun bir diğer sebebi de Mısırlıların ölümsüzlüğe olan inancıydı. Bu nedenle yaptıkları her şeyi koruyarak günümüze ulaştırdılar. Kuzey mitleri ise sagalar sayesinde bugün hala az da olsa bilinmektedir.

Kaynakça :

http://kadinislamadalet.blogcu.com/misir-mitolojisinde-yaratilis/3819523

http://arkeodunya.blogcu.com/misir-mitolojisi/4870565

https://www.academia.edu/Bookmarks

https://eksisozluk.com/enneadlar–524688

http://theicedream.blogspot.com/2012/04/msr-mitolojisine-giris-ve-yaratls.html

https://www.tarihlisanat.com/iskandinav-mitolojisi

https://www.dunyadinleri.com/tr-TR/mitoloji/nors-iskandinav-mitolojisi/oku_iskandinav-mitolojisinde-yaratilis-efsaneleri

https://turkcemitoloji.wordpress.com/2016/10/08/helheim/

https://turkcemitoloji.wordpress.com/2016/09/08/asgard/

https://turkcemitoloji.wordpress.com/2016/09/10/vanaheim/

https://turkcemitoloji.wordpress.com/2016/10/08/alfheim/

https://turkcemitoloji.wordpress.com/2016/09/08/midgard/

https://turkcemitoloji.wordpress.com/2016/09/18/nidavellirsvartalfheim/

https://turkcemitoloji.wordpress.com/2016/09/10/jotunheim/

https://turkcemitoloji.wordpress.com/2016/09/14/muspelheim/

https://www.gazeteduvar.com.tr/kultur-sanat/2017/08/10/dunya-mitolojisinin-5-tutulma-canavari/

Serenay ŞENOL

Advertisements

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out /  Change )

Google photo

You are commenting using your Google account. Log Out /  Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out /  Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out /  Change )

Connecting to %s